

Gastroenteroloji
Uzm. Dr. Bülent ŞENGÜL


GASTROÖZOFAGEAL REFLÜ
-
Mide içeriğinin (asit, safra ve gıda artıkları) kontrolsüz bir şekilde yemek borusuna (özofagus) geri kaçması durumudur. Bu kronik süreç zamanla yemek borusunun iç yüzeyindeki hassas dokunun tahriş olmasına, yani özofajit adı verilen lezyonlara yol açabilir.
-
Yemek borusunda herhangi bir hasarlanma (Özofajit) olmaksızında reflü hastalığı söz konusu olabilmektedir ve buna noneroziv reflü hastalığı denilmektedir. Reflü gelişmesi için mide kapakçığında gevşeklik ya da mide fıtığı olması şart değildi. Sağlıklı görünümde mide kapakçığı olan kişilerde de reflü hastalığı olabilmektedir.
-
Göğüste yanma hissi, ağıza acı su gelmesi, yutma güçlüğü veya kronik öksürük gibi belirtilerle yaşam kalitesini ciddi oranda düşüren bu hastalık, tedavi edilmediği takdirde uzun vadede yemek borusunda yaralanmalara, darlık ve/veya Barrett Özofagusu gibi daha ciddi komplikasyonlara ve hatta kanser gelişimine zemin hazırlayabilmektedir.
-
Kliniğimizde, modern tanı yöntemleri (Endoskopi, pH metre vb.) ile hastalığın derecesini belirliyor; beslenme ve yaşam tarzı düzenlemeleri, kişiye özel ilaç tedavileri vb yöntemlerle sağlığınıza kavuşmanızı hedefliyoruz. Bu hastalıkta ileri evre vakalarda tedavi amacıyla bazı girişimsel yöntemlerin uygulanması da söz konusu olmaktadır.
MİDE FITIĞI (HIATAL HERNİ)
-
Normal şartlarda karın boşluğunda bulunması gereken midenin üst kısmının (Mide ile yemek borusunun birleşme bölgesi - mide kapakçığı kısmı), diyafram kasındaki açıklıktan (hiatus) yukarıya, göğüs kafesi boşluğuna doğru kayması durumudur. Bu anatomik yer değişikliği, mide ile yemek borusu arasındaki doğal kapak mekanizmasını bozarak şiddetli reflü, göğüs kafesinde baskı hissi, mide yanması ve bazen kalp ağrısıyla karıştırılabilen göğüs ağrılarına neden olur.
-
Özellikle yemeklerden sonra artan dolgunluk hissi ve ağza gıda geri gelmesi, mide fıtığının tipik belirtileridir. Tanı aşamasında endoskopi ve radyolojik görüntülemelerden yararlanarak fıtığın tipi ve boyutu belirlenir. Hastanın şikayetlerine göre yaşam tarzı değişikliklerinden ilaç tedavisine, gerekli durumlarda ise endoskopik girişmlerden cerrahi tedavi seçeneklerine kadar uzanan kapsamlı bir tedavi planı gündeme gelmektedir.


GASTRİT
-
Mide iç yüzeyini koruyan mukoza tabakasının çeşitli nedenlerle tahriş olması, ödemlenmesi, iltihaplanması durumudur. Genellikle Helicobacter pylori enfeksiyonu (Gastrit - ülser mikrobu), kontrolsüz ağrı kesici kullanımı, aşırı stres veya beslenme alışkanlıkları tetikleyici rol oynar. Midede yanma, ekşime, hazımsızlık, şişkinlik ve özellikle aç karnına hissedilen kazınma hissi gastritin en yaygın belirtileridir.
-
Gastrit, "akut" olarak aniden ortaya çıkabileceği gibi, ihmal edildiğinde "kronik" bir hal alarak mide ülserine veya daha ciddi doku değişikliklerine zemin hazırlayabilir. Modern gastroenterolojide temel yaklaşımımız; endoskopik inceleme ile iltihabın türünü tespit etmek, altta yatan nedeni (varsa bakteriyi) ortadan kaldırmak ve mukoza onarımını destekleyen kişiye özel diyet ve ilaç tedavi protokolleri uygulamaktır.
-
Atrofik gastrit ise bağışıklık sistemiyle de bağlantılı olarak gelişen, mide mukozasının incelmesi ile seyreden ve B12 vitamini emiliminin azalmasına yol açan, geri dönüşümsüz bir yapısal değişikliktir.
MİDE - DUODENUM ÜLSERİ
-
Mide ülseri, mide iç yüzeyini koruyan mukoza tabakasının aşınması sonucu alt tabakalardaki dokuların asit ve sindirim enzimleriyle doğrudan temas ederek yaralanmasıdır. En belirgin belirtisi, karnın üst bölgesinde özellikle yemeklerden sonra artan yanma, kazınma veya kramp şeklindeki ağrılardır. Şişkinlik, hazımsızlık, çabuk doyma ve bazen bulantı - kusma da eşlik edebilir. Midedeki yaralar iyi huylu olabileceği gibi bazen kanser tarzı gelişim de gösterebilir. Biyopsi ve endoskopik takip çok önemlidir.
-
Midenin hemen çıkışında yer alan oniki parmak bağırsağının iç yüzeyinde meydana gelen doku kaybı veya yaralardır. Oniki parmak bağırsağı ülseri olarak ta anılır. Genç yaşlarda daha sık görülür. Mide ülserinden en belirgin farkı, ağrıların genellikle mide boşken (öğün aralarında veya gece uykudan uyandıracak şekilde) ortaya çıkması ve yemek yemekle geçici olarak hafiflemesidir.
-
Bu rahatsızlığın en yaygın iki temel sebebi; Helicobacter pylori adı verilen bakteri ve bilinçsizce kullanılan non-steroid anti-inflamatuar (ağrı kesici - romatizmal ilaçlar) ilaçlardır. Tedavi edilmeyen ülserler; kanama, delinme veya tıkanıklık gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Kliniğimizde, gelişmiş endoskopik yöntemlerle ülserin durumunu saptıyor; bulgulara göre de diyet düzenlemeleri, antibiyotik tedavileri ve asit baskılayıcı tedavi protokolleriyle hem yaraların hızla iyileşmesini sağlıyor hem de hastalığın nüksetme ihtimalini oldukça azaltıyoruz.


ÖZOFAGUS, MİDE VE DUODENUM KANSERLERİ
-
Üst sindirim sistemi kanserleri; yemek borusu (özofagus), mide ve oniki parmak bağırsağının (duodenum) iç yüzeyindeki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla karakterize ciddi hastalıklardır. Bu kanser türleri başlangıç aşamasında genellikle sinsi seyreder, herhangi bir belirti göstermeyebilirler. Bazen de basit bir gastrit - ülser veya reflü şikayetiyle benzer belirtiler (yanma, yutma güçlüğü, mide bölgesinde dolgunluk - şişkinlik, iştahsızlık, üst karında ağrı, istemsiz kilo kaybı veya açıklanamayan kansızlık - demir eksikliği anemisi) gösterebilir.
-
Günümüz tıbbında bu kanserlerle mücadelede en güçlü silahımız erken teşhistir. Risk faktörleri arasında kronik reflü (Barrett Özofagusu), Helicobacter pylori enfeksiyonu, genetik yatkınlık, sigara kullanımı ve yanlış beslenme alışkanlıkları yer almaktadır. Kliniğimizde, yüksek çözünürlüklü Endoskopi (Gastroskopi) ve gerekli durumlarda yapılan biyopsiler ile henüz belirti vermeyen küçük tümörleri dahi saptayabilmekteyiz. Erken evrede teşhis edilen vakalarda, cerrahi ve onkolojik tedavilerin başarı oranı oldukça yüksektir. Sindirim sisteminizdeki değişimleri ihmal etmemek ve özellikle 45-50 yaş sonrası rutin taramaları, endoskopik kontrolları düzenli aralıklarla yaptırmak hayat kurtarıcı bir adımdır.
KARACİĞER HASTALIKLARI
-
Karaciğer; vücudun kimya fabrikası gibi çalışarak toksinlerin temizlenmesi, enerji depolanması ve sindirim için gerekli safra üretimi gibi 500’den fazla hayati görevi yerine getirir. Karaciğer hastalıkları genellikle sinsi ilerler ve organ ciddi hasar görene kadar belirgin semptomlar vermeyebilir. Bu nedenle, karaciğer sağlığının korunması ve düzenli kontroller hayati öneme sahiptir.Kliniğimizde tanı ve tedavisini gerçekleştirdiğimiz başlıca karaciğer rahatsızlıkları şunlardır:Yağlı Karaciğer Hastalığı (Hepatosteatoz): Günümüzde obezite, hareketsiz yaşam tarzı ve yanlış beslenmeye bağlı olarak en sık görülen karaciğer sorunudur. İlerleyen evrelerde ciddi karaciğer iltihabına (NASH) ve siroza yol açabilir.
-
Hepatitler (B, C ve Diğerleri): Virüslere bağlı olarak gelişen, karaciğer hücrelerinde hasara neden olan enfeksiyonlardır.
-
Karaciğer Sirozu: Karaciğerin alkol, hepatit virüsleri, aşırı yağlanma ya da ilaçlara bağlı olarak uzun süreli hasar görmesi sonucunda sağlıklı dokunun yerini sertleşmiş, işlevlerini yitirmiş fibrotik dokunun almasıdır. Bu süreç ilerledikçe ciddi karaciğer yetmezliği ve/veya kanser gelişimi ile sonuçlanabilir.
-
Karaciğer Tümörleri ve Kistleri: Karaciğerin kendi hücrelerinden kaynaklanan kanser türleri veya başka organların kanserlerinden karaciğere sıçrayan (Metastaz) kitleler. Paraziter ya da basit karaciğer kistleri.

SAFRA KESESİ VE SAFRA YOLU HASTALIKLARI

-
Safra kesesi, karaciğerin hemen altında bulunan ve karaciğerde üretilmiş olan safrayı konsantre ederek depolayan kese şeklinde küçük bir organdır. Özellikle yağlı yemeklerin sindirimi sırasında kasılarak safrayı oniki parmak bağırsağına iletir. Bu akışın herhangi bir nedenle engellenmesi, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
-
Safra Kesesi Taşları (Kolelitiazis): Safra içeriğindeki dengesizlikler sonucu oluşan taşlardır. Genellikle yemeklerden sonra sağ üst karın bölgesinde sırta vuran şiddetli ağrılara neden olur.
-
Safra Kesesi İltihabı (Kolesistit): Genellikle kesede taş varlığında daha sık gelişir. Bulantı, kusma, ateş ve sağ üst karında şiddetli ağrıyla seyreden bir durumdur. Antibiyotik tedavileri ve ameliyat temel tedavi yaklaşımlarıdır.
-
Safra Kanalı Taşları (Koledokolitiazis): Safra kesesinden ana safra kanalına (Koledok) düşen taşlardır. Kolik tarzda şiddetli ağrılar olabilir. Bu durum karaciğerden oniki parmak bağırsağına olan safra akışını kısmen ya da tamamen durdurarak sarılığa (Bilirubin yüksekliği), karaciğer enzimlerinin yükselmesine ve/veya pankreas iltihabına (pankreatit) yol açabilir. Dışkı renginde açılma, idrarda koyulaşma olmaktadır.
-
Safra Yolu Darlıkları ve Tümörleri: Safra akışını engelleyen iyi veya kötü huylu oluşumlardır. Tanısında Ultrasonografi, Endosonografi (EUS), MRCP (Safra yolları MR’ı) ve laboratuvar testlerinden yararlanıyoruz. Tedavi aşamasında ise özellikle safra kanalı taşları ve darlıklarında, cerrahiye gerek kalmadan endoskopik olarak uyguladığımız ERCP yöntemleri ile kanallardaki tıkanıklıkları açabiliyor, taşları temizleyebiliyor, darlıklara stent uygulayabiliyoruz.
PANKREAS HASTALIKLARI
-
Pankreas, karın boşluğunun derinliklerinde, midenin arkasında yer alan hayati bir organdır. Hem bir salgı bezi hem de sindirim organı olarak görev yapar. Pankreasta meydana gelen bir aksama, hem ciddi sindirim sorunlarına hem de metabolik dengesizliklere yol açabilir.
-
Akut Pankreatit: Pankreasın aniden iltihaplanmasıdır. Genellikle safra taşları veya yüksek alkol tüketimi tetikler. Üst karın bölgesinde şiddetli kuşak tarzında karın ağrısı ile karakterizedir. Ardısıra kusmalar da olabilir. Erken tanı konularak ivedilikle tedavi başlanması hastalığın seyrinde son derece önemlidir.
-
Kronik Pankreatit: Pankreas dokusunun genellikle tekrarlayan pankreatit ataklarına bağlı olarak zamanla kalıcı şekilde hasar görmesi ve fonksiyonlarını kaybetmesidir. Sürekli ya da sık tekrarlayan ağrı atakları, sindirim güçlüğü ve yağlı dışkılama ile kendini gösterir. Alkol kullanımı, safra taşları, ilaçlar ya da bağışıklık sistemi ilişkili durumlar buna yol açabilmektedir.
-
Pankreas Kanserleri: Erken evrede genellikle belirti vermeyen, ancak Endosonografi (EUS) ve radyolojik incelemeler (MR - BT) ile erken teşhisin mümkün olduğu tümörlerdir. Semptom ortaya çıktığında genellikle ilerlemiş hastalık söz konusudur.
-
Pankreatik Kistler: Pankreas üzerinde veya içinde oluşan sıvı dolu keseciklerdir. Bunların bir kısmı iyi huyluyken, bir kısmının kansere dönüşme riski nedeniyle yakından takibi gerekir.
-
Pankreas Yetmezliği: Pankreasın sindirim enzimlerini yeterince üretememesi sonucu oluşan emilim ve sindirim bozukluğudur.

İNFLAMATUAR BAĞIRSAK HASTALIKLARI
(Ülseratif Kolit - Crohn Hastalığı)

-
İnflamatuar Bağırsak Hastalıkları (İBH), sindirim sisteminin kronik, tekrarlayan ve iltihabi durumlarını kapsayan bir hastalık grubudur. Bu hastalıklar, gıda zehirlenmeleri ya da mikrobik olan sıradan bağırsak enfeksiyonunlarından ziyade bağışıklık sistemininde ilişkili olduğu, barsak mukozasının ya da barsak duvarının lokal ya da yaygın halde kronik iltihaplanması durumudur. Mikrobik enfeksiyonlarla birlikte yada tek başına olabilir. En yaygın iki formu Ülseratif Kolit ve Crohn Hastalığı'dır.
-
Ülseratif Kolit: Sadece kalın bağırsağı (kolon) ve rektumu etkiler. İltihap, bağırsağın en iç tabakasında (Mukozada) süreklilik arz eden bir yayılım gösterir. Genellikle kanlı ishal ve acil dışkılama hissi ile karakterizedir.
-
Crohn Hastalığı: Ağızdan anüse kadar sindirim sisteminin herhangi bir bölümünü ya da bölümlerini etkileyebilir. İltihap, bağırsak duvarının tüm katmanlarına yayılabilir ve "atlamalı" (sağlıklı doku ile hastalıklı dokunun bir arada olduğu) bir tutulum sergiler. Karın ağrısı, kilo kaybı, uzun süren ishaller olabilir. Barsak ülserleri gelişir. Barsaklarda tıkanma, delinme ve fistül oluşumu, karın içerisinde apse gelişimi gibi durumlar ortaya çıkabilir.
-
Her iki hastalıkta da diyet ve hastanın bulgularına göre ilaç tedavileri uygulanması gerekir.
İRRİTABL BAĞIRSAK SENDROMU (IBS)
-
Huzursuz Bağırsak Sendromu (İBS), bağırsağın yapısında gözle görülür bir bozukluk (Ülser, iltihap, tümör vb.) olmamasına rağmen, fonksiyonlarının bozulmasıyla karakterize kronik bir durumdur. Toplumun yaklaşık %15-20'sini etkileyen bu rahatsızlık, "bağırsak-beyin aksı" arasındaki iletişim bozukluğundan kaynaklanır ve bağırsağın aşırı hassas hale gelmesiyle sonuçlanır. Stres ve psikolojik durumla yakından ilgilidir.
-
İBS, her hastada farklı seyredebilir. Genellikle karın ağrısı, gaz - şişkinlik ve dışkılama alışkanlığındaki değişikliklerle (sık - sürekli ishal, sık - sürekli kabızlık ya da bazen ishal, bazen kabızlık) kendini gösterir. Ağrı, genellikle dışkılama ya da gaz çıkarma sonrası bir süreliğine hafifleme eğilimindedir.
-
Belirtilerin baskınlığına göre üç ana tipe ayrılır:
-
İBS-K (Kabızlık Baskın): Karın ağrısına eşlik eden kronik kabızlık.
-
İBS-D (İshal Baskın): Karın ağrısıyla birlikte sık ve sulu dışkılama.
-
İBS-M (Mikst/Karma): Kabızlık ve ishal dönemlerinin birbirini izlediği durum.

KOLON POLİPLERİ - KOLON KANSERLERİ
(KALIN BAĞIRSAK - REKTUM KANSERLERİ)

-
Kolon kanseri yada kolorektal kanserler, dünya genelinde en sık görülen kanser türlerinden biri olmasına rağmen, önlenebilir kanserler kategorisinde yer alır. Bunun nedeni, kolon kanserlerinin büyük bir çoğunluğunun "polip" adı verilen ve başlangıçta iyi huylu olan küçük doku büyümelerinden kaynaklanmasıdır.
-
Kolon Polipleri : Polipler, kalın bağırsağın iç yüzeyinde (mukoza) gelişen et beni benzeri kabarık oluşumlardır. Poliplerin çoğu milimetrik boyutlarda iken iyi huylu ve zararsızdırlar. Ancak bazı polip türleri (özellikle adenomatöz polipler) aylar - yıllar içinde sessizce büyüyerek kansere dönüşme potansiyeli taşırlar. Polip boyutu arttıkça risk de giderek daha hızlı artmaktadır. Polipler çok büyük boyutlara ulaşmadıkça genellikle hiçbir belirti vermezler. Radyolojik incelemelerde görülmesi düşük olasılıklıdır. Gaita ya da kan tetkikleri ile de saptanamazlar. Bu nedenle kolonoskopi incelemesi tanı, tedavi ve kolon kanserinden korunmada hayati öneme sahiptir. Uluslararası tüm yayınlarda şikayeti olmayan, kolonda polip - kanser öyküsü olmayan, aile öyküsü olmayan kişilerin (Erkek yada kadın, cinsiyet farketmeksizin) 45 yaşından itibaren düzenli kolonoskopi kontrollarına başlamaları önerilmektedir. Kolon polibi - kanseri tanısı olan kişilerin düzenli aralıklarla kolonoskopi kontrolu yaptırmaları, aile öyküsü bulunan kişilerin ise daha erken yaşlarda düzenli kolonoskopi kontrollarına başlamaları tanı - tedavi ve korunmada çok önemlidir.
-
Kanserleşme süreci başladığında veya polip çok büyüdüğünde;
Dışkılama alışkanlıklarında değişiklik (sürekli kabızlık veya ishal).
Dışkıda kan görülmesi veya dışkı renginin koyulaşması.
Karın ağrısı, şişkinlik ve kramplar.
Nedeni açıklanamayan kansızlık (demir eksikliği anemisi) ve halsizlik.
İstemsiz kilo kaybı gibi belirtiler ortaya çıkabilmektedir.
HEMOROİD VE MAKAT BÖLGESİ HASTALIKLARI
-
Hemoroid, makat bölgesindeki toplardamarların, bacaklardaki varise benzer şekilde genişleyerek şişmesi ve sarkması durumudur. Genellikle kronik kabızlık, yanlış tuvalet alışkanlıkları, hareketsiz yaşam veya gebelik gibi nedenlerle anal bölgedeki basıncın artması sonucu gelişir.
-
Hemoroidler yerleşim yerlerine göre ikiye ayrılır:
-
İç Hemoroidler: Genellikle ağrısızdır ancak dışkılama sırasında parlak kırmızı kanama ile kendini belli eder. İlerleyen evrelerde bu dokular makattan dışarı sarkabilir.
-
Dış Hemoroidler: Makat çevresinde meme ucu şeklinde şişlik, kaşıntı ve ağrıya neden olur. Bazen kanama da yapabilirler.
-
Hemoroidin 4 Evresi:
-
Evre 1: Sadece kanama vardır, anüsten dışarıya sarkma yoktur.
-
Evre 2: Dışkılama sırasında dışarı çıkar, sonra kendiliğinden içeri girer.
-
Evre 3: Dışarı sarkan doku ancak el yardımıyla içeri itilebilir.
-
Evre 4: Dışarıda sabit kalır, içeri itilemez ve genellikle ciddi ağrı yapar.

HELİCOBACTER PYLORİ (Mide Mikrobu)

Helicobacter pylori, mide asidine dayanabilen ve midenin koruyucu mukoza tabakasına yerleşerek burada kronik bir iltihaba yol açan spiral şeklinde bir bakteridir. Ülser mikrobu, gastrit mikrobu ya da mide mikrobu olarakta anılmaktadır. Mide asidi normalde bakterileri öldürecek kadar güçlü olsa da, H. pylori salgıladığı özel bir enzim (Üreaz) sayesinde kendi etrafında asitten korunaklı bir alan oluşturarak yıllarca midede hayatta kalabilir.
Endoskopide mideden alınan biyopsi ile ve Üre Nefes Testi ile güvenilir bir şekilde tanı konulabilmektedir. Çok güvenilir olmamakla birlikte gaita ve kan testi de yapılabilmektedir.
Bu bakteri mide mukozasının yapısında değişikliklere yol açarak midenin aside karşı dayanıklılığını olumsuz etkilemektedir. Gastrit ve ülser gelişimini kolaylaştırmaktadır.
Kronik Gastrit : Mide iç yüzeyinin sürekli iltihaplı olması.
Mide ve Oniki Parmak Bağırsağı Ülseri : Aktif ülserlerin yaklaşık %80-90'ının temel nedeni bu bakteridir.
Mide Kanseri ve MALT Lenfoma : Dünya Sağlık Örgütü tarafından "1. derece kanserojen" olarak tanımlanmıştır. Mide kanseri riskini önemli ölçüde artırır. Mide lenfomasında da (MALT) etkendir.
Pek çok kişide belirti vermese de, bakteri mide dokusuna aktif hasar vermeye başladığında mide bölgesinde yanma, kaynama ve kazınma hissi, mide ağrısı, şişkinlik, iştahsızlık ve geğirmeler olabilir.